14 Haziran 2026 Pazar 14:55
BYTURCO MEDYA HABER MERKEZİ
|
Yüksek Öğrenim tahsilini KKTC'de Girne Amerikan Ünüversitesi (GAÜ) de Hukuk Fakültesinde alan Byturco Medya Yayın Grubumuz Başkan Vekili İrem Kesim Byturco Medya Grubumuza ait Gazetelerde çok özel gündeme ait köşe yazılarıyla sizlerle birlikte
Okuyucularımızın İlgiyle okuyacağı bir köşe yazısı daha |
İŞTE YENİ KÖŞE YAZISI
Bir İlacın Bedeli Olur da Bir Hayatın Olmaz mı?
Bazı meseleleri yalnızca haber olarak okuyabilirsiniz.
Bir ekran alt yazısı gibi geçer gözünüzün önünden:
“Kanser hastalarının kullandığı bazı ilaçlar geri ödeme kapsamında değil…”
Cümle kısa.
Ama yükü ağır.
Çünkü o cümlenin içinde bekleyen insanlar var. Bir sonuç kağıdını titreyerek açan anneler, tedaviye yetişmeye çalışan babalar, “Bu ilacı almazsak ne olur?” diye doktora bakıp cevaptan korkan aileler var.
Ben bu meseleyi sadece hukuk açısından okuyamıyorum.
Çünkü kanser, benim için yalnızca istatistiksel bir sağlık sorunu değil. Annemin geçmişinden geçen, bizim evimizin sessizliğine kadar giren bir gerçeklik.
Kanser sadece hastayı yormaz. Bir evin düzenini değiştirir. İnsanların konuşma şeklini değiştirir. Hatta bazen umut etmeyi bile temkinli hale getirir.
Tam da bu yüzden insan şunu sorguluyor:
Bir devlet, vatandaşına yaşam hakkını ne kadar ekonomik hesapların içine koyabilir?
Elbette sağlık sistemlerinin bütçeleri vardır. Elbette her ilaç politikası belirli prosedürlerden geçer. Ancak konu hayatta kalmak olduğunda mesele artık yalnızca maliyet hesabı değildir. Çünkü bazı insanlar için o ilaç bir “tercih” değil, zamanla yarışmaktır.
Bugün birçok hasta, bilimsel olarak etkisi kabul edilmiş tedavilere yalnızca maddi sebeplerle ulaşamıyor. İnsanlar hastalıkla mı mücadele edeceklerini, yoksa para bulmaya mı çalışacaklarını şaşırıyor.
Daha acı olanı ise şu:
Bir insanın yaşama ihtimali, ekonomik gücüyle doğru orantılı hale geliyor.
Oysa hukuk dediğimiz şeyin en temel amacı, insan onurunu korumaktır. Sosyal devlet anlayışı da tam burada devreye girmelidir.
Çünkü sağlık, yalnızca bireysel bir mesele değildir; kamusal bir sorumluluktur.
Bir annenin tedaviye erişebilmesi “lüks” gibi konuşuluyorsa, orada yalnızca sağlık sistemi değil, vicdan sistemi de alarm veriyor demektir.
Belki bazı insanlar bunu yalnızca siyasi bir tartışma olarak görecek.
Ama hastane koridorlarında bekleyen aileler için mesele ideoloji değil. Mesele zaman. Mesele umut. Mesele bir sonraki günü görebilme ihtimali.
Ve insan en çok da şu gerçeğe takılıyor:
Bugün bazı hastalar, tedaviye ulaşabilmek için yaşam hakkını adeta maddi yeterlilik sınavına dönüştüren bir sistemin içinde bırakılıyor.
Oysa bir devletin gücü, en sağlıklı insanı değil; en çaresiz anındaki vatandaşını ne kadar koruyabildiğinde ortaya çıkar.
Çünkü bazı mücadeleler yalnızca hastalıkla verilmez.
Bazen insan, umudunu vicdanını kaybetmemek için de savaşır.