|
|
 |
|
Görünmez Kılınan Kadınlar: Mazeretler Altında Bir Adalet İhlali
|
 |
|
|
 |
 |
Toplumun en temel yapı taşı olduğu iddia edilen ikili ilişkiler ve aile kurumu, çoğu zaman fark edilmeyen bir "duygusal ambargo" üzerine inşa ediliyor. Bugün, kanun önünde eşit olduğu savunulan ancak hayatın olağan akışında başkalarının mazeretleri altına itilerek sessizliğe mahkûm edilen, yani sistemli bir şekilde "görünmez kılınan" kadınların hakikatine bakacağız.
Hukukta bir fiilin meşru sayılması için geçerli bir sebep aranır; ancak gündelik hayatın sığ sularında bu durum bir istismara dönüşmüş durumda. Kariyer planları, sınav stresleri veya sağlık süreçleri gibi insani durumlar, bir kadının veya bir insanın varlığını ve sesini bastırmak için kullanılan birer "hüküm" haline getiriliyor. Bu noktada mazeret, artık bir sebep değil, karşı tarafın ifade özgürlüğünü kısıtlayan bir barikattır diye düşünmekteyim. Bir tarafın başarısı ya da sorunu, diğer tarafın "susmak zorunda olduğu" bir hukuki gerekçe gibi sunulurken, aslında en temel hakkaniyet ilkesi çiğneniyor.
Tam da bu noktada, ispatı güç olan o karanlık bölgeye giriyoruz: Manevi Şiddet. Fiziki şiddet kanun önünde somut delillerle karşılık bulsa da, bir insanı "harcayarak" yükselme hali ve psikolojik kuşatma, ruhun üzerinde iz bırakan birer sessiz darbedir. Kadınlar en yakınlarından destek bekledikleri anlarda "mazeret duvarına" çarptıklarında ve seslerini yükselttiklerinde değişik etiketler ile yaftalamıyorlar. Oysa bir kadının çığlığı duyulmadığında, aslında sadece o kadın değil, toplumun adalet duygusu da yaralanıyor…
Bir hukukçu perspektifiyle bakıldığında, gerçek adalet sadece mahkeme salonlarında dağıtılan o soğuk kararlar değildir. Adalet; bir insanın emeğinin, vaktinin ve duygularının bir başkasının konforu için "feda edilebilir" görülmediği bir düzendir. Bizim sorumluluğumuz, maddi veya manevi engeller nedeniyle sesini duyuramayan her kadına hiçbir karşılık beklemeksizin o adalet köprüsünü kurabilmektir. Çünkü biliyoruz ki mazeretlerin ardına saklanarak bir kadını görünmez kılan her sistem, aslında kendi çöküşünü hazırlar.
Sonuç olarak
Kendi mazeretlerini dünyanın merkezi veya partnerinin sessizliğini ise kendi konfor alanı sananlara biraz bahsetmek istediğim şeyler var: Kimsenin "haklı sebebi" bir başkasının "mahkumiyeti" olamaz. Biz adaletli ve yüksek sesli bir hayatı savunmaya devam edeceğiz. Devam etmeliyiz hatta ki bu görünmez kadın erkek eşitsizliği de biraz olsun dengelensin.
Küçük bir nükte ile bitirmekte isterim aslında bu yazımı. Eğer ben her "İrem, sus!" denildiğinde bir ceza makbuzu kesseydim, bugün muhtemelen adalet sarayının önünde kendi baromu kurmuş olurdum. Ama neyse ki biz hukukçuyuz; faturayı makbuzla değil, er ya da geç tecelli eden o ilahi ve hukuki adaletle kesmeyi iyi biliriz.
Bizim vaktimiz çok, sesimiz ise sandığınızdan daha gür.
Şimdi mazeretleri bir kenara bırakıp, gerçekten birbirimizi duymaya ne dersiniz Zira adalet, önce dinlemekle başlar…